Abdullah Demirel

23/6/2009 - ÖĞRETMEN NE İŞE YARAR

Mevlana’nın Mesnevi’sinde geçer: Gümüş beyazdır, beyazın düşmanıdır, beyazda kara leke bırakır, ateş de hayatın rengidir ama dokunduğu her şeyi yakar karartır. İşi okutmak olan bir kısım öğretmenler de kendileri okuyup yazmadıkları halde akıl küpü gibi okula gelen öğrencilerin küplerini boşaltmakla meşguller ve üstelik bunu iyilik olsun diye yaptıklarını düşünüyorlar.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

4/5/2009 - SÖZLERİN BÜYÜKLERİ BÜYÜKLERİN SÖZLERİ



 



         
  

      

 Tam 30 yıl saatim işlemiş ben durmuşum, gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum
                                                                                       ( Necip Fazıl Kısakürek) 

        

 

 İnsanlar arasında Allah ‘ ın en çok kızdığı kimse , barışa yanaşmayan inatçı hasımdır .

                                                             (Buhari)

         

Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur.
                                                             (N. F. Kısakürek)

      

 
 Kalabalıkların kafası çok, aklı yoktur. (?)

 


 Kötülere acımak iyilere zulümdür. Sadi

     

Zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır.
                                            (Necip Fazıl Kısakürek)

   

Zirvelerde kartallar da bulunur, yılanlar da. Ancak birisi oraya süzülerek, diğeri ise sürünerek gelmiştir. Önemli olan nereye gelmiş olduğunuzdan çok, nereden ve nasıl geldiğinizdir.
                                                               (Cenap Şahabettin)

     

 Elemi bilmeyenin merhametine inanmayınız. C. Şahabettin

       

 

Her derde bir deva bulunur. Lakin ahlaksızlık illetini iyi edecek bir ilaç yoktur.
     

 
Bana benden olur,
Her ne olursa.
Başım rahat bulur,
Dilim durursa.
 
   


Ne mülk-ü mal bana çarh verse memnunem
Ne mülk-ü maldan avare kılsa mahzunem
 
  
  

 
Kimseye baki değil mülk-ü devlet, sim-ü zer,
Bir harab olmuş gönül tamir etmektir hüner. 
   


Hatırlar mısın?
Doğduğun zaman, sen ağlardın gülerdi alem.
Öyle bir yaşam sür ki, mevtin sana hande olsun
Halka matem...

                        Mehmet Akif Ersoy 
  

 
Gah olur meh-lika mihr-ü vefalar gösterir
Gah döner bir lütfuna bin cefalar gösterir

                                  A. Paşa 


kainatta neye ettimse nazar,
gördüm ki hikmeti sübhan gizlidir,
dünya teşhir olmuş ulu bir pazar,
hemi alan hemi satan gizlidir.
 
mevlâm çekirdeğe orman gizlemiş,
tahıl tanesine harman gizlemiş,
sabır eyle, dua eyle, şükür et,
yılanın zehrinde derman gizlidir.
 
semaya bakarsan direksiz durur,
boş yere eyleme kibirle gurur,
mevlâm kibirliye silleyi vurur,
Cemalin içinde Celâl gizlidir..
 


                 

 Bakın Peygamber aşıkları ne diyor.
CANIMIZ FEDA SANA YA RESULALLAH

Sakın terk-i edebden kûy-i mahbûb-i Hudadır bu,
Nazargah-ı ilâhidir, makam-ı Mustafâ’dır bu.
Nabi

Ey gönüller derdinin dermanı Sen,
Ey yaratılmışların sultanı Sen.
Süleyman Çelebi

Sen Ahmed-ü Mahmud-u Muhammedsin Efendim
Hak’dan bize Sultân-ı Müeyyedsin Efendim.
Şeyh Galib

Canım kurban olsun senin yoluna,
Adı güzel kendi güzel Muhammed
Yunus Emre

On sekiz bin âleme server olan Muhammed;
Otuz üç bin ashaba rehber olan Muhammed.
Ahmed Yesevî

Hak yarattı âlemi aşkına Muhammed’in,
Ay ve günü yarattı şevkine Muhammed’in.
Yunus Emre

Zât-ı pâk-i Mustafa’ya âşıkım,
Cân ile fahrü’l-verâ’ya âşıkım.
Necib (III. Ahmed)

Yanan kalbe devâsın sen, bulunmaz bir şifasın sen,
Muazzam bir sehâsın sen, dilersen rûnümansın sen.
Yaman Dede

Ruhum sana âşık, sana hayrandır Efendim!
Bir ben değil, âlem sana kurbandır Efendim!
Ali Ulvi Kurucu

                                               

»»-(¯`v´¯)-»KULLUĞUM  SULTANLIĞIMDIR »»-(¯`v´¯)-»


1 YorumYorum yaz!Bağlantı

15/4/2009 - YAVUZ SULTAN SELİM'DEN İKİ ŞİİR

Merdüm ü dîdeme bilmem ne füsûn etti felek

Giryemi kıldı füzûn eşkimi hûn etti felek

Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân

Beni bir gözleri ahûya zebûn etti felek

 

-----

 

Sanma şâhım   herkesi sen          sâdıkâne      yâr olur

Herkesi sen      dost mu sandın    belki ol         ağyâr olur

Sâdıkâne          belki ol                 âlemde ol     dildâr olur

Yâr olur             ağyâr olur             dildâr olur     serdâr olur

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

14/4/2009 - SAFA MERVE SEMBOL

Allah insanlara bir şeyler anlatırken hep meseller ve semboller üzerinden anlatıyor. Kutsal kitabımız Kuran baştan sona bunun örnekleriyle doludur. Hatta yapılan ibadetlerde bile biçimlerin şekillerin sembol olduklarını söyleyebiliriz. Salat/Namaz ibadetinde yapılan kıyamların rükuların ve secdelerin hiç birisinde asıl olan şekillerin/biçimlerin kendisi değildir. Nasıl ki insan cesedi her şeyiyle insandır ancak ruhu yokken hiçbir şeydir, yapılan ibadetlerde de hedeflenen duygu, düşünce, fikir, zikir ve şükür yok ise yapılanlar artistik patinajdan öteye gitmez.

Safa ve Merve tepeleri arasında eda edilen Sa’y da sembolik ibadetlerdendir. İki tepe arasında gidip gelmenin sırf Hz. İbrahim’e uzanan bir hatırayı canlandırmak gibi bir amacı olamaz. Zaten Allah’ın insanlardan böyle bir talebi de yoktur; sadece geçmişteki bir hatıranın anısına yapılan bu eyleme “Safa ve Merve, Allah tarafından konulmuş sembollerdendir; böylece, hac veya umre için Mabede gelen birinin bu ikisi arasında gidip gelmesinde bir mahzur yoktur. (2/157)” diyerek yapılan işe rıza göstermektedir. Yaptığınız şey olsa da olur, olmasa da olur, eğer yaparsanız bir mahzuru yok, bir sakıncası yok, ama şunu unutmayın ki Safa ve Merve Allah’ın sembollerindendir.

Ancak Allah’ın sembolü olan Safa ve Merve dünyada herkesçe malum o iki tepe olmasa gerektir. Safa saflığın, arılığın, temizliğin, putlardan, tağutlardan, şeytanlardan, günahlardan arınmışlığın; Merve de muruetin, adamlığın, mürevvetin sembolüdür. Dünya hayatında esas olan bu ikisi arasında erdemli ve adam gibi bir hayat yaşamaktır. Hac’da yapılan sa’y bu düşünceyi canlı ve diri tutmak adına yapılan sadece sembolik bir tiyatrodur, şeytan taşlamada olduğu gibi. Herkesin bu tiyatroyu oynama mecburiyeti de yoktur. Çünkü asıl amacı ayetin devamında yine Allah kendisi açıkça izah etmektedir, “Zira, eğer kişi, yapması gerekenden daha çok iyilik yaparsa bilsin ki Allah, şükre bol karşılık verendir, her şeyi bilendir.” Günahlardan arınan ve karşılığını sadece Allah’tan umarak, incitmeden sürekli iyilik yapan erdemli birer insan olmaktır amaçlanan.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

3/2/2009 - BU ÖĞÜDE KULAK VER

Ne her söze kulak ver ne her kulağa söz

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

3/2/2009 - BENCİLLİK

Bencillik insanın kendisini aşırı derecede sevmesinden ya da yüceltmesinden değil, kendisine olan tiksinti hissinden doğar. Bencil insanların derinliklerindeki onlara hükmeden duyguyu şöyle tarif etmek mümkün:

Sen bir hiçsin, hatta iğrençsin. Bu aşağılık halden kurtulmanın tek bir çarisi var, o da sahip olmak. Kendine sahip olup olmamanın bir önemi yok, bir şeylere sahip ol yeter. Olmazsan olma ama mutlaka sahip ol, yoksa hayata tutunamazsın. Tutunanlardan olmak için sahip ol, sen olmasan da olur!

Ama aslında bu bir yanılsamadan ibarettir. Susuzluktan kavrulan insanın tuzlu suyla hararetini artırmasına benzer.

Yokla eşdeğer sıfır noktasında dipsiz bir kuyu olmak, dolmayan bir kuyuyu doymayan bir iştahla doldurmaya çalışmak fakat yokluğun yokuşunda sürekli tekrarlayan bir badanaj. Netice kocaman bir hiç ve hüsran.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

3/2/2009 - ERDEM, SEVGİ, BENCİLLİK

İnsan Allah’a karşı birinci derecede öncelikli olarak kendinden sorumludur. O halde dinler neden insanın başkalarını sevmesini kutsar da kendisini sevmesini bencillik sayar? Dinler neden başkalarını sevmeyi erdem sayar da kendini sevmeyi günah, kibir ve gurur sayar.

Başkalarını sevmek erdem, kendini sevmek günah.

Bu bir çelişki değil mi? Bizi yaratan Rabbimize hürmetsizlik değil mi? Bizi biz yapan, şahsiyetimizi ve kişiliğimizi verene karşı nankörlük değil mi? Küfran-ı nimet değil mi?

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

29/9/2008 - ANA BABA HAKKI MI EVLAT HAKKI MI?

Anaların ve babaların evlatları üzerinde hakları vardır. Kutsal kitabımız Kur’an onlara kötü davranmayı bırakın üf demeyi bile yasaklar.

Ancak unutulan bir husus var. Analık ve babalık öyle basit bir iş değildir. Sadece biyolojik olarak çocuğun doğumuna sebep olacak o malum eylemi gerçekleştirmek ebeveyn olmaya yeter mi?

Diyelim ki çocuk dünyaya geldi, yaşayabilmesi için bir dizi işe ve gayrete ihtiyacı var; şimdi sormak lazım, çocuğun hayatiyetini devam ettirebilmesi için gerekli olan iş ve çabalar çocuğu ana ve babasına borçlu kılar mı? Borçlu kılmaz çünkü bu iş ve çabalar çocuğun ana ve babasından alacağını tahsil kabilinden gerçekleşen şeylerdir. Yani ana baba aslında fazladan bir şey yapmıyor, borçlarını ödüyor. Çünkü o yavru dünyaya gelmek için onlara dilekçe yazmadı, üstelik doğmadan önce kendisine sorulsaydı ve seçim hakkı olsaydı belki de onları ana baba olarak bile seçmeyecekti.

Eğer bir ana baba dünyaya gelmesine vesile olduğu çocuğunu başına gelen en güzel şey olarak görmez de bir an önce kurtulmayı umut ettiği bir baş belası olarak görürse saygıyı hak eden bir ana baba olmayı hak eder mi?

Bir ana baba düşünün ki;

Besleme ve büyütme adına verebileceğinin en asgarisini veriyor.

Sadece çocuklarının hayatta kalabileceği zaruri ihtiyaçlarını karşılıyor, kendisi sofrada mide ağrılarını bahane ederek haşlamalar kavurmalar yiyor, çocuklarına ot çöp yediriyor. Bu adaletsiz yiyecek paylaşımını hayvanlar bile yapmıyor.

Çocuğunu bir insan ve ailenin herhangi bir ferdi olarak görmek yerine ona gözden çıkardığı, istediği gibi tasarrufta bulunabileceği özel eşyaları gibi davranıyor. Boğazından geçirdiği her lokmaya karşılık onurunu ve kişiliğini alıyor. Her fırsatta aşağılayıp değersiz eşyaları gibi elinin tersiyle itiyor. Takdir görmek için çevresine gösterdiği iltifat, lütuf ve ikramların kırkta birini bile çocuklarından esirgiyor, hatta etrafındaki insanlara karşı içinde hissettiği küçüklük kompleksinin acısını kendi çocuklarından çıkarıyor, dışarıda kaybettiği iktidarını bulmak için kendi öz çocuklarını aşağılıyor, onlar üzerinde korku temelli bir otorite kuruyor.

Bütün bunlara rağmen, her şeye rağmen, hayata tutunabilmek için ana babasına muhtaç olan çocuk, kendini güvende hissetmek içgüdüsüyle sürekli onlara sokulmak için fırsat kolluyor ama kendisine rahatsızlık veren sineği kovar gibi anası babası tarafından ellerinin tersiyle bir kenara savruluyor.

Bu insanların çocuklarının ana babasına karşı hissettikleri tek şey korku ve tam bir itaat duygusudur. Kendi ayakları üzerinde durabilmeyi başardıkları zaman da sürekli kaçmak ve uzaklaşmak isterler. Ana babaya saygıyı bilmezler çünkü onlardan bunu hiç görmediler, aile içinde böyle bir duyguyla hiç tanışmadılar. Ana babaya sevgi hissetmezler çünkü onlardan hiç sevgi görmediler. Başlarının okşanması gibi, yanaklarının makaslanması gibi, sevilip şımartılmak gibi, arada bir naz yapıp mızmızlanmak gibi hatıraları hiç olmadı. Ana babalarının kendilerini uykuda sevdiklerini bile duymadılar başkalarından. Tam tersi gördükleri insanlık dışı muamele karşısında ana babalarına düşman değiller belki ama onlara karşı sevgi hissi de duyamıyorlar işte. Çocuğun iradesiyle ortaya çıkan zaman içinde tasarlanmış bir sonuç değil ki bu, tamamen yaşadıklarının onda bıraktığı isteğe bağlı olmayan, kesinlikle çocuğun sorumlu tutulamayacağı kaçınılmaz bir sonuç.

Şimdi Allah için dosdoğru bir düşünün bakalım...

Böyle bir ana baba saygıyı hak ediyor mu?

Bu insanların yaptığı analık babalık mı?

Kutsal kitapta kendilerine saygı istenen analar ve babalar bunlar mı?

Böyle analar babalar hangi yüzle çocuklarından saygı isterler, hangi yüzle bayramlarda ellerinin öpülmelerini beklerler.

Şimdi söyleyin bakalım kimin kimde hakkı var?

Çocukları için yaptıklarını bir borcu öder gibi mecburiyetten değil de candan ve gönülden yapan ana babalara selam olsun.

Parası yoktur, imkânı yoktur ama sevgisi vardır, oyuncak alamıyordur ama birlikte oynuyordur, her şeyi yediremiyordur ama sevgisiyle ve şefkatiyle sarıp sarmalayıp merhametiyle büyütüyordur… Allah’ına kurban onların…

Onlara üf ne demek, onları göremediği günlere of çeker insan…

Onların hakkı gerçekten ödenmez. Çünkü sevgi şefkat ve merhamet hiçbir ölçüye sığmaz. Onun değerini ancak Allah takdir edebilir.

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

13/9/2008 - ADEMLER VE HAVVALAR

ADEMLER HAVVALAR

Allah Kuran’da ilk insanı topraktan nasıl yarattığını çeşitli vesilelerle aşama aşama anlatır. Âdem’i yaratır ve aynı nefisten Havva’yı da yaratır.

Kuran’da bahsi geçmediği halde sanki Allah erkek ve kadın olmak üzere sadece birer numune yaratmış ve bütün insanlık bu bir baba ve anneden türemiş gibi bir anlayış hâkimdir. Üstelik ilk doğan çocukların ikiz dünyaya geldikleri ve evleneceklerin eşlerini diğer ikizlerden seçtikleri gibi garip hikâyeler de anlatılır. O halde ırkları nasıl izah edeceğiz? İnsanların bölgelere göre evrim geçirip dönüşüme uğradıklarını mı düşüneceğiz. Hem Allah neden insanları kardeşleriyle evlenmek zorunda bıraksın. Bir taneyi yaratan Yüce Rab ikinciyi yaratmayı akıl edememiş midir? Bir şey kötüyse zatında kötüdür, bu gün kardeşle evlenmek haram ise yaratılışın ilk gününde de haram olmalıdır. Allah neden insanları böyle bir çirkinliğe mahkûm etsin ki…

İnsanların türü ve çeşidindeki çokluk ilk yaratmanın bir taneden ibaret olmadığını, Âdem ve Havva’nın hem Allah’ın yarattığı ilk erkek ve kadın hem de daha sonra yaratılan erkek ve kadın cinsinin ismi oldukları düşüncesini güçlendirmektedir; Âdemler ve Havvalar…

Allah şimdi bile fotokopi çeker gibi aynı türden kopyalamıyor. Her insanı orijinal olarak yaratıyor, hiç birinin ne parmak izi, ne göz rengi ne de yüzleri ötekine benzemiyor. Bunu milyarlarca kere tekrarlayabilen bir Yüce Yaratıcı neden ilk insandan birer tane yaratsın ki…

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

23/8/2008 - ZEKAT

Zekâtın kimlere verilebileceği hususunda Kuran’da yeteri kadar bilgi var ama miktarı konusunda bilgi yok, çünkü buna gerek de yok.  Zira zekât zaten malın fazlası, artanı, kullanım dışı olanı demektir. Fazla olandan, kullanım dışı olandan kurtulmanın, arınmanın adıdır zekat. Çünkü sahip olunanın fazlası yüktür, vebaldir, üstelik o malda mal sahibine yakınlığına göre toplumda herkesin hakkı vardır; hiçbir mal tek başına kazanılamaz. Ama insanlar yarını da garanti altına almak için neredeyse sahip olduklarının tamamını ihtiyaç gibi algılamışlar. Malı elde tutabilmek için üzerinden bir sene geçme gibi bir de şart uydurmuşlar ve hatta kırk dereden su getirir gibi bir de malın kırkta birinden zekât verilir gibi bir hüküm bulmuşlar ve daha fazla bir şey söylemeye gerek yok, sonuç ortada. Müslüman malının zekatını vermiyor.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

abdullahdemirelhoca@gmail.com

Bağlantılarım

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım