Abdullah Demirel
30 Takipçi | 17 Takip
27 08 2015

ZİHİN SAĞLIĞI VE MUTLULULUĞUN ANAHTARI

ZİHNİ GELİŞTİRMENİN YOLLARI Bulmaca çöz, kelime oyunları oyna. Zerdeçal, yumurta, yoğurt, sütsüz çikolata, fındık, fıstık, ceviz, kuru üzüm ye. Bol su iç, az yemek ye, şekerden ve tatlıdan uzak dur. Doğal beslen, mümkünse hiç ilaç kullanma. Tekvando ya da benzer sporlar yap. Yüzündeki gülücüğü yok et, çatık kaş kuşkucu ve analitik düşünme melekesini harekete geçirir. Fakat kaş çatarken kırışıp suratını ekşitme. Farklı konularla ilgilen, farklı kaynaklardan haber oku. Haber ve belgesel seyretmek dışında çok gerekli olmadıkça televizyondan uzak dur. Akıllı cep telefonu kullanma. Doğru zamanda ve doğru miktarda uyu, erken yat erken kalk. Gitmek isteyip de gidemediğin yerleri gez, dolaş. Anı sarayı oluştur. Hatıra biriktir. Yeni bir dil öğren. Sorgulayıcı ol. Bildiklerini, bilmediklerini, fikirlerini, inançlarını, otoriteyi, her şeyi… Boş durma, zihnini başıboş bırakma. Zihin donukluğu içsel boşluğa neden olur. İçsel boşluk, en küçük olaylar karşısında bile tetikte durma halidir ki, can sıkıntısının gerçek kaynağıdır. Okuman gereken şeyleri oku. Tarihin sıkıcı ve felsefenin aptalca olduğunu düşünme. Gök kubbenin altında söylenmemiş yeni hiçbir şey yoktur, hazinenin farkında ol… Bu esnada sadece bilgini artırmanın derdinde olma. Okuduklarından lezzet almaya bak. Tiyatro eserleri oku. Shakespeare, Seneca vb. eski klasikler. Beceri gerektiren el işleri ile uğraş, bir hobin olsun. Bir müzik aleti çalmayı öğren. Haftada en az bir tane kaliteli film seyret. El ile yazı yaz. MUTLU OLMANIN YOLLARI Mutluluk erdemin sonucu değil, kendisidir; mutsuzluk ahlaksızlıktır. Mutsuzluğun en önemli sebebi sürekli haz ve rahatlık peşinde koşmaktır. Halbuki böyle bir dün... Devamı

28 03 2010

ALLAH KORKUSU

ALLAHTAN KORKULUR MU? Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır, Fazilet hissi insanlarda ahlak korkusundandır. Şiirde bahsedilen korkuyu dilimizde tam olarak karşılayan bir ifade biçimi olmadığı için bu “korku”nun tarife ihtiyacı var. Bu korku vahşi ve yırtıcı bir hayvandan korkmak gibi bir korku değildir. Zalim bir kraldan korkmak gibi bir korku da değildir. Yangından, yıldırımdan, depremden ve salgın bir hastalıktan korkmak gibi bir korku hiç değildir. Bahsi geçen korku bizim anladığımız, bildiğimiz formatta bir korku değildir. Dilimizde bu kavramı ifade edecek bir terim olmadığından zorunlu olarak kullanıyoruz korku kelimesini. Çaresiz bir yavru düşünün; ateşten, kediden, köpekten, tavuktan, horozdan korkan küçük bir yumurcak… Kendisini annesinin şefkatli ve güvenli kollarına bırakmış, güven duygusu içinde mutlu ve huzurlu… Tam bir güven duygusu içinde annesinin telkinlerine boyun eğiyor, annesinin dizinin dibinden ayrılmıyor, bir dediğini iki etmiyor. Üstelik bunu severek ve isteyerek yapıyor, annesinin yanında olmak ona hem güven hem da huzur veriyor. İşte Allah korkusu ile kastedilen şey de böyle bir itaat duygusudur. Belki “Allah’a Saygı” demek biraz daha uygun olabilirdi, fakat herhalde Allah’ın azabından ve cehennemden insanları sakındırmak için saygı yerine korku kelimesi kullanılır olagelmiştir. Kuran’da bu hususu ifade etmek için “takva” ve “haşyet” terimleri kullanılır. Dilin yabancı kelimelerden arındırılması çalışmaları ile birlikte maalesef bu kelimeler tedavülden kalkmış ve yerine de hiç uygun bir karşılık olmayan korku kelimesi kullanılır olmuştur. Allah Kuran’da şöyle buyurur: “Allah’tan ancak ve ancak ilim sahipleri korkarlar.” Ayette il... Devamı

23 06 2009

ÖĞRETMEN NE İŞE YARAR

Mevlana’nın Mesnevi’sinde geçer: Gümüş beyazdır, beyazın düşmanıdır, beyazda kara leke bırakır, ateş de hayatın rengidir ama dokunduğu her şeyi yakar karartır. İşi okutmak olan bir kısım öğretmenler de kendileri okuyup yazmadıkları halde akıl küpü gibi okula gelen öğrencilerin küplerini boşaltmakla meşguller ve üstelik bunu iyilik olsun diye yaptıklarını düşünüyorlar. Devamı

04 05 2009

SÖZLERİN BÜYÜKLERİ BÜYÜKLERİN SÖZLERİ

                         Tam 30 yıl saatim işlemiş ben durmuşum, gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum                                                                                        ( Necip Fazıl Kısakürek)                İnsanlar arasında Allah ‘ ın en çok kızdığı kimse , barışa yanaşmayan inatçı hasımdır .                                                              (Buhari)             Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur. ... Devamı

15 04 2009

YAVUZ SULTAN SELİM'DEN İKİ ŞİİR

Merdüm ü dîdeme bilmem ne füsûn etti felek Giryemi kıldı füzûn eşkimi hûn etti felek Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân Beni bir gözleri ahûya zebûn etti felek   -----   Sanma şâhım   herkesi sen          sâdıkâne        yâr olur Herkesi sen      dost mu sandın    belki ol            ağyâr olur Sâdıkâne           belki ol                    âlemde ol      dildâr olur Yâr olur              ağyâr olur              dildâr olur        serdâr olur ... Devamı

14 04 2009

SAFA MERVE SEMBOL

  Allah insanlara bir şeyler anlatırken hep meseller ve semboller üzerinden anlatıyor. Kutsal kitabımız Kuran baştan sona bunun örnekleriyle doludur. Hatta yapılan ibadetlerde bile biçimlerin şekillerin sembol olduklarını söyleyebiliriz. Salat/Namaz ibadetinde yapılan kıyamların rükuların ve secdelerin hiç birisinde asıl olan şekillerin/biçimlerin kendisi değildir. Nasıl ki insan cesedi her şeyiyle insandır ancak ruhu yokken hiçbir şeydir, yapılan ibadetlerde de hedeflenen duygu, düşünce, fikir, zikir ve şükür yok ise yapılanlar artistik patinajdan öteye gitmez. Safa ve Merve tepeleri arasında eda edilen Sa’y da sembolik ibadetlerdendir. İki tepe arasında gidip gelmenin sırf Hz. İbrahim’e uzanan bir hatırayı canlandırmak gibi bir amacı olamaz. Zaten Allah’ın insanlardan böyle bir talebi de yoktur; sadece geçmişteki bir hatıranın anısına yapılan bu eyleme “Safa ve Merve, Allah tarafından konulmuş sembollerdendir; böylece, hac veya umre için Mabede gelen birinin bu ikisi arasında gidip gelmesinde bir mahzur yoktur. (2/157)” diyerek yapılan işe rıza göstermektedir. Yaptığınız şey olsa da olur, olmasa da olur, eğer yaparsanız bir mahzuru yok, bir sakıncası yok, ama şunu unutmayın ki Safa ve Merve Allah’ın sembollerindendir. Ancak Allah’ın sembolü olan Safa ve Merve dünyada herkesçe malum o iki tepe olmasa gerektir. Safa saflığın, arılığın, temizliğin, putlardan, tağutlardan, şeytanlardan, günahlardan arınmışlığın; Merve de muruetin, adamlığın, mürevvetin sembolüdür. Dünya hayatında esas olan bu ikisi arasında erdemli ve adam gibi bir hayat yaşamaktır. Hac’da yapılan sa’y bu düşünceyi canlı ve diri tutmak adına yapılan sadece sembolik bir tiyatrodur, şeytan taşlamada olduğu gibi. Herkesin bu tiyatroyu... Devamı

03 02 2009

BU ÖĞÜDE KULAK VER

Ne her söze kulak ver ne her kulağa söz Devamı

03 02 2009

BENCİLLİK

Bencillik insanın kendisini aşırı derecede sevmesinden ya da yüceltmesinden değil, kendisine olan tiksinti hissinden doğar. Bencil insanların derinliklerindeki onlara hükmeden duyguyu şöyle tarif etmek mümkün: Sen bir hiçsin, hatta iğrençsin. Bu aşağılık halden kurtulmanın tek bir çarisi var, o da sahip olmak. Kendine sahip olup olmamanın bir önemi yok, bir şeylere sahip ol yeter. Olmazsan olma ama mutlaka sahip ol, yoksa hayata tutunamazsın. Tutunanlardan olmak için sahip ol, sen olmasan da olur!Ama aslında bu bir yanılsamadan ibarettir. Susuzluktan kavrulan insanın tuzlu suyla hararetini artırmasına benzer. Yokla eşdeğer sıfır noktasında dipsiz bir kuyu olmak, dolmayan bir kuyuyu doymayan bir iştahla doldurmaya çalışmak fakat yokluğun yokuşunda sürekli tekrarlayan bir badanaj. Netice kocaman bir hiç ve hüsran. Devamı

03 02 2009

ERDEM, SEVGİ, BENCİLLİK

İnsan Allah’a karşı birinci derecede öncelikli olarak kendinden sorumludur. O halde dinler neden insanın başkalarını sevmesini kutsar da kendisini sevmesini bencillik sayar? Dinler neden başkalarını sevmeyi erdem sayar da kendini sevmeyi günah, kibir ve gurur sayar.Başkalarını sevmek erdem, kendini sevmek günah.Bu bir çelişki değil mi? Bizi yaratan Rabbimize hürmetsizlik değil mi? Bizi biz yapan, şahsiyetimizi ve kişiliğimizi verene karşı nankörlük değil mi? Küfran-ı nimet değil mi? Devamı

13 09 2008

ADEMLER VE HAVVALAR

ADEMLER HAVVALARAllah Kuran’da ilk insanı topraktan nasıl yarattığını çeşitli vesilelerle aşama aşama anlatır. Âdem’i yaratır ve aynı nefisten Havva’yı da yaratır.Kuran’da bahsi geçmediği halde sanki Allah erkek ve kadın olmak üzere sadece birer numune yaratmış ve bütün insanlık bu bir baba ve anneden türemiş gibi bir anlayış hâkimdir. Üstelik ilk doğan çocukların ikiz dünyaya geldikleri ve evleneceklerin eşlerini diğer ikizlerden seçtikleri gibi garip hikâyeler de anlatılır. O halde ırkları nasıl izah edeceğiz? İnsanların bölgelere göre evrim geçirip dönüşüme uğradıklarını mı düşüneceğiz. Hem Allah neden insanları kardeşleriyle evlenmek zorunda bıraksın. Bir taneyi yaratan Yüce Rab ikinciyi yaratmayı akıl edememiş midir? Bir şey kötüyse zatında kötüdür, bu gün kardeşle evlenmek haram ise yaratılışın ilk gününde de haram olmalıdır. Allah neden insanları böyle bir çirkinliğe mahkûm etsin ki…İnsanların türü ve çeşidindeki çokluk ilk yaratmanın bir taneden ibaret olmadığını, Âdem ve Havva’nın hem Allah’ın yarattığı ilk erkek ve kadın hem de daha sonra yaratılan erkek ve kadın cinsinin ismi oldukları düşüncesini güçlendirmektedir; Âdemler ve Havvalar…Allah şimdi bile fotokopi çeker gibi aynı türden kopyalamıyor. Her insanı orijinal olarak yaratıyor, hiç birinin ne parmak izi, ne göz rengi ne de yüzleri ötekine benzemiyor. Bunu milyarlarca kere tekrarlayabilen bir Yüce Yaratıcı neden ilk insandan birer tane yaratsın ki…... Devamı

23 08 2008

ZEKAT

Zekâtın kimlere verilebileceği hususunda Kuran’da yeteri kadar bilgi var ama miktarı konusunda bilgi yok, çünkü buna gerek de yok.  Zira zekât zaten malın fazlası, artanı, kullanım dışı olanı demektir. Fazla olandan, kullanım dışı olandan kurtulmanın, arınmanın adıdır zekat. Çünkü sahip olunanın fazlası yüktür, vebaldir, üstelik o malda mal sahibine yakınlığına göre toplumda herkesin hakkı vardır; hiçbir mal tek başına kazanılamaz. Ama insanlar yarını da garanti altına almak için neredeyse sahip olduklarının tamamını ihtiyaç gibi algılamışlar. Malı elde tutabilmek için üzerinden bir sene geçme gibi bir de şart uydurmuşlar ve hatta kırk dereden su getirir gibi bir de malın kırkta birinden zekât verilir gibi bir hüküm bulmuşlar ve daha fazla bir şey söylemeye gerek yok, sonuç ortada. Müslüman malının zekatını vermiyor. Devamı

24 07 2008

BİR DERVİSTEN NASİHATLER

   Emanete ihanet etmeyin..  Halinizden şikayet etmeyin..  Büyüğünüze emretmeyin..  Boş şeylerde ısrar etmeyin..  Cahillerle sohbet etmeyin..  Nefesinizi boşa tüketmeyin..  İnsanları bekletmeyin..  Etrafınızı kirletmeyin.  Hayatınızı mahvetmeyin..  Kimseye minnet etmeyin.  İnsanları yüzüne karşı methetmeyin..  Kimseye küfretmeyin..  Kötülüğe meyil etmeyin..  Malınızı boşa sarf etmeyin..  Sırrınızı açık etmeyin..  Her şeyi merak etmeyin..  Suçunuzu inkar etmeyin..  Şerefinizi kaybetmeyin..  Vatanınızı terk etmeyin..    İyiliğe niyet edin..  Büyüklere hürmet edin..  Sıkıntıya sabredin.  Aza kanaat edin..  Sözünüzde sebat edin..  Bildiğinizle amel edin..  Hatanızı kabul edin..  Yaramaz ise def edin..  Varken tasarruf edin..  Alimlerle sohbet edin..    Nefsinizle inat edin..  Sofranıza davet edin..  Zararlıysa men edin..  Seviyorsanız ifade edin..  Kalpleri fethedin..  Misafire ikram edin..  Muhtaca yardım edin..    Bilseniz de istişare edin..  Tehlikeye dikkat edin..  Hakkı teslim edin..  Unutacaksanız kaydedin..  Esirgemeyin lütfedin..  Gariplere merhamet edin..    Kazanmaya gayret edin..  Çalışanı takdir edin..  Başarıyı tebrik edin..  Mazereti kabul edin..  Her an tevekkül edin..  Hastaları ziyaret edin..  Çocuğunuzu terbiye edin..  Herkese tebessüm edin..  Güvenseniz de kontrol edin..  İnanmayana ispat edin..  Fakirleri gözetin..  Hayır için sarf edin.. ... Devamı

23 07 2008

YUSUF SURESİ VE KARDEŞLER

Dünyada ilk cinayeti işleyen bir kardeşti. Kabil Habil’i öldürdü. Yusuf’u kuyuya atan yine kardeşleriydi. Tarihteki büyük devletleri yıkanlar yine kardeşlerdi. Tarih boyu 16 Türk Devletinin tamamı kardeşler marifetiyle yok edildi.Osmanlı da tedbir olsun diye padişah olacak şehzadenin kardeşlerini doğduktan sonra ortadan kaldırıyordu.Kardeşlerinize dikkat edin. Eğer kardeşiniz varsa düşman aramanıza gerek yok.Allah’a sığının Devamı

22 07 2008

KURAN'I NASIL OKUMALI

Din ilimleri ile meşgul olanlardan sürekli duyarsınız: "Kuran'ı anlayabilmek için ayetlerin indiği tarihi bağlamı göz önünde bulundurmak lazım. Her ayetin bir iniş sebebi vardır. Nüzül sebeplerini gözden uzak tutarsanız Kuran'ı gereği gibi anlayamazsınız?" İlk bakışta ne kadar haklı ve doğru bir ifade gibi görünüyor olsa da aslında bu bakış açısı Kuran'ın belli bir tarih diliminde donmasına sebep olmuştur. Kuran'ın ayetleri sanki sadece ilgili olduğu o döneme ya da olaylara aitmiş de bizi ilgilendirmiyormuş gibi yanlış algılamalara neden olmuştur.Siz bir ilkeyi ortaya koymak için bir ayet okuyorsunuz, karşıdan hemen itiraz geliyor, "Efendim, o ayet yahudilerle ilgili, müslümanlarla değil"; yine başka bir zaman okuduğunuz diğer bir ayet ya kafirlerle veya hıristiyanlarla ilişkilendiriliyor, nedense kimse üstüne alınmıyor.Büyük çoğunluk Kuran'ı okurken Allah'ın kendisiyle konuştuğunu düşünmek istemiyor. Müslüman korkutan, uyaran ve dikkat çeken ayetleri kafir, münafık, hıristiyan ve aklına kim geliyorsa onlara çeviriyor yönünü, cennet ve huri duyduğu zaman da hemen ayetin yönünü kendine çeviriyor.Son tahlilde önemli bir arıza çıkıyor ortaya: iki yüzlülük. Aslında iki yüzlülük hem sebep hem de sonuç. Nasıl mı?İslam Dini’nin yayıldığı ve hemen her alanda geliştiği ilk dönemlerde bazı uyanıklar, bazen can ve mal emniyetlerinin tehlikeye düşeceğinden korktuklarından, bazen de müslüman olmanın avantajlarından faydalanabilmek için müslüman olmuşlar. Ancak mensubu oldukları fakat inanmadıkları bu dinden intikam almayı unutmamışlar. Bazen eski dinlerine ait bir çok malumatı allayıp pullayıp yeni dine yamamışlar, bazen de yeni dinlerini küçük düşürecek bir s... Devamı

21 07 2008

DÜNYANIN ÖMRÜ

Kutsal kitaplarda ilk insanın yaratılışı ve sonrasında gelişen olaylar sanki dünmüş gibi anlatılır. İlk insanların ömrünün uzun olması bile dünyanın ömrünün çok uzan olduğu hissini vermez insana. Hatta peygamberlerin son halkası Hz. Muhammed de dünyanın sonunun müjdecisidir, ahir zaman peygamberidir o.Ancak fosillerin yaşlarını hesaplayan bilim adamları öyle rakamlar telaffuz ediyorlar ki, insanın dudakları uçukluyor, milyon yıllar, elli milyon yıllar falan. Sanki bilim adamlarının evrenin öncesizliğini ve belki de sonrasızlığını zımnen iddia eder gibi bir halleri var.Yaş hesaplama yönteminin güvenilirliği ne kadar güvenilir? Devamı

12 06 2008

NASIL BİR DÜĞÜN

Dügün düğün gibi olmalı elbette. İnsanlar mutluluklarını ve sevinçlerini ifade edebilmeli. Ancak her işte olduğu gibi düğün işinde de ölçüyü kaçırmamak lazım, meşru dairenin dışına taşmamak lazım.Bazıları dünyaya bir daha gelmeyeceğiz ve bir kere evleneceğiz mantığı ile işi iyice şirazesinden çıkartırken diğer bazıları da dini duyarlılık adına iyi bir şey yaptığını düşünerek saçmalıyor."Bas bas paraları Leyla'ya bi daha mı gelicez dünyaya" çığlıkları atarak öyle bir eyleniyoruz ki, içkiler şişe değil sandık sandık tüketiliyor. Sazcıyı sokak başına konuşlandırıp bütün bir mahalleyi eğlencemize ortak etmek adına öyle bir gürültü kirliliği meydana getiriyoruz ki, hastası olan mı var, yarın erken kalkmak zorunda olan mı var, sınavı olan mı var, kimsenin umurunda değil; iki gün geceli gündüzlü tam bir işkence. Bu yetmezmiş gibi bir de arabalarla şehir turu yapmak yok mu, kornalara sonuna kadar basarak, insanlar arabaların camlarından dışarı sarkmış vaziyette caddelerde terör estiriyor, silahlarla sağa sola ateş ediyor, balkonlardaki günahsız insanları yaralıyor, bazen de kazayla birilerini öldürüyorlar, ne yani bu mu eğlenmek. İnsan eğlenirken başkasına zarar verir mi, hem de böyle mübarek bir günde, düğün gününde. İki gün, üç gün hem etrafa zarar veriyoruz, hem de düğünümüze davet ettiğimiz insanlara rahatsızlık veriyoruz, zamanlarını gasbediyoruz.Böyle bir düğünü köyümüzde yapabiliriz, iş biter, harmanlar kalkar, düğün bahanesiyle günlerce eğlenebiliriz. Köylü yılın yorgunluğunu atar, hem etrafa zarar verme  gibi bir derdimiz de olmaz. Köyde herkes sizi tanır ve mutluluğunuza ortak olur. Şehir hayatı b&ou... Devamı

03 04 2008

AKIL ve İBADET

Akıl Arapça bir kelime olup, kök itibariyle "bağ" demektir. Araplar hayvanlarını ayak bileğinden sabit bir cisme bağladıkları ipe "ikal" derler. Akıl ise insanı insan yapan bağın adıdır. İnsanı Rabbine bağlayan bağın adıdır. İnsan ile Rabbi arasındaki iletişimi sağlayan bağın adıdır. Onun için aklı olmayanın dini olmaz. İnsan eğer bağını boynundan çıkartır atar aklı başından gider ise Rabbi ile irtibatı kesilir. Ubudiyyet bu irtibatın devamlılık halidir ve ibadet bu hal ile hallenip yaşamanın adıdır. Yoksa sadece otomatiğe bağlanmış rutin ritüellerin adı değildir. Bazı insanlar sürekli namaz kıldıklarını sanırlar ancak aslında yaptıklarının ibadetle alakası yoktur, onun için Allah "Feveylun lil musallin ellezine hum an salatihim sahun / O namaz kılanlara yazıklar olsun!" der. İbadet sadece belli başlı dini davranışları yerine getirmenin adı değildir. İbadet akıl bağımızın Rabbimizin frakansını yakalayarak, O'nun üstümüzdeki hükümranlığını, gücünü, kudretini, rahmetini ve merhametini sürekli hissetmenin ve isyan etmeden kulluk şuuru içinde yaşamanın adıdır.Genelimiz itibariyle Allah'a inanırız fakat ne gariptir ki, inandığımız Allah'a güvenmeyiz. İşte ibadet, tam bir teslimiyyet şuuru içinde yaşamanın adıdır. Devamı

24 02 2008

RAHMAN SURESİ

RAHMAN SURESİBu surede Allah kör ve sağır olarak tarif ettiği insanlara hitap etmektedir.Bu insanlar kafalarını bacaklarının arasına sokup kıçlarının dürbünüyle seyrederler âlemi.Hayata, dünyaya ve her şeye negatif bakarlar. Sürekli Allah'ı eleştirirler, dertleri inkar....Örnek mi istersin:Derler ki: Dünyada o kadar çok zulüm ve haksızlık var ki... Allah'ın gücü yetmiyor mu zulümleri ve haksızlıkları sona erdirmiyor. Yoksa gücü yetiyor da insanlarla dalga mı geçiyor, yarattıkları eliyle yaptırdığı/yaptığı zulümden zevk mi alıyor? Her şeyin sadece kendisi için olmasını isteyen bu kaprisli ve kıskanç tanrı insanlara sağ gösterip sol vuruyor, bir kaç nimet verip onu da burunlarından getiriyor, başlarına kakıp duruyor. Adına ekolojik denge diyorsunuz, bütün varlık alemi birbirine düşmüş durumda, hepsi diğerini yemek, yok etmek için didinip duruyor, bu nasıl rahmet, bu nasıl merhamet, bir canlı ötekine nimet oluyor, böyle nimet mi olur, böyle rahmet mi olur, bu sizin tanrınız ne kadar da komik, aslında komik değil, zalim. Aslanlara insan parçalatan eski zaman kralları ne kadar zalim ise karnını doyursun diye birini ötekine parçalatan tanrı da o kadar zalim. Yaşadığınız dünyaya bir bakın. En çok acı çekenler en çok Allah'a yakın olanlar. Bu sizin tanrınızın ne biçim dostluk anlayışı var. Allah kendisine yakın olandan rahatsız oluyor ve sinek gibi eziyor. Bu nasıl rahmet, mağfiret, dostluk, vesselam... Allah sizinle dalga geçiyor.  Allah da Kuran’da böyle düşünen ve dillendiren insanlara mesaj gönderiyor:Dünyayı, ayı ve yıldızları son derece mükemmel yaratan ve havai fişek gösterisi yapar gibi her gece insana yıldızlar geçidi yapan, dünyayı evrenin cenneti yapan, bu cennette insanı kend... Devamı

16 02 2008

ALLAH

Allah Kuran'da "Yeryüzünde bir halife yaratacağım" dedi.Allah yeryüzünde kendi adına iş görecek, kendi adına hareket edecek bir tür var etti. Her şeye Besmele ile başlamıyor muyuz, ne diyoruz, "Allah'ın adıyla..."Yarattıktan sonra da meleklere bu varlığa secde etmelerini istedi. Onu yeryüzünün efendisi yaptı. Meleklerin yaratılışın ilk aşamasında insana secde etmelerinin ardından diğer varlıklar da ona boyun eğdi. Çünkü ona Allah kendi ruhundan üflemişti. Çünkü Allah kendisinde olan özelliklerin, sıfatların tamamından ona da verdi. Çünkü o Allah adına hareket edecek olan Allah'ın halifesi idi, adeta Allah küçük küçük maketlerini var ediyordu. Onun için de İnsan ahseni takvim üzere yaratılan eşrefi mahluk, yaratılanların en şereflisi idi. Devamı

01 11 2007

KADER

Kelime anlamı itibariyle ölçü, miktar, tartı, plan, proje anlamlarına gelir. Kuran'da onbeşe yakın yerde geçer ve her geçtiği yerde alemin tesadüfen ya da kendiliğinden ortaya çıkmadığı, bir varedeninin olduğu ve Yüce Yaratıcı'nın alemi bir plan ve proğram dahilinde yarattığı; her şeyin ölçüsünün, miktarının çok ince hesaplarla belirlendiği; var olan, yaratılan her şeyin bir amacının ve hikmetinin bulunduğu, Allah'ın abesle iştigal etmeyeceği vurgulanır. İnsan davranışlarının da bu planın bir parçası olduğu şeklinde en ufak bir ima bile geçmez. Yapılan her şeyin O'nun katında ve bilgisi dahilinde meydana geldiği belirtilir ancak, insanın davranışlarını özgür iradesi ile bizzat kendisinin yaptığı ifade edilir.Yaşadığımız coğrafyayı, anne ve babalarımızı ve dünya tiyatrosunda sahne alacağımız anı Allah belirliyor, sahneyi, kostümleri ve dekoru Allah belirliyor, oyuncuları Allah seçiyor, ancak senaryoyu herkes kendisi yazıp oynuyor.Peygamberimizden hemen sonraki dönemde zalim idareciler yaptıkları zulmü masum göstermek ve halkın gazabından emniyette olabilmek için, bazen zorla bazen de menfaat karşılığı yanlarına din önderlerini de alarak propoganda yapmak suretiyle gelecek müslümanlara çarpık bir kader anlayışı miras bıraktılar. Hatta zalim bir idarecinin zulmüne karşı durmayı bile mekruh saydılar. Kılıf hazırdı, aman fitne çıkmasın. Zulümden daha büyük bir fitne sebebi olabilir mi halbuki?... Devamı

27 07 2007

TEK BAŞINA İYİLİK İNSANI KURTARMAYA YETER Mİ?

Allah Araf Suresi 172 de şöyle buyurur:Ve senin Rabbin, her ne zaman Ademoğullarının sulplerinden onların soylarını çıkaracak olsa, onları kendileri hakkında tanıklık etmeye çağırır; “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Onlar, cevaben: “Elbette!” derler, “Buna tanıklık ederiz!”Bilim henüz emekleme safhasındayken insanlar hayal güçlerinin de yardımıyla bu ayeti şöyle anlamışlar:Allah insanı yaratmadan önce ruhunu yarattı ve bütün ruhları karşısına alıp sordu: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” Onlar da “Kalu bela, evet sen bizim Rabbimizsin” dediler. Biz de o günden beri, Kalu bela’dan beri müslümanız.Bu gün bu ayeti anlama noktasında eskiye göre daha avantajlıyız. İnsanoğlu genlerin ve DNA’ların şifresini çözmeye uğraşıyor. Allah incir çekirdeğine koskoca bir incir ağacını kodladı, toprağa girince ne olacağını düşünmeden doğrudan kendisi oluyor. Toprağa buğday saçtığınızda armut toplamıyorsunuz. Her türün özünde, çekirdeğinde kendisine ait kodlar ve şifreler var ve her varlık bu programa uygun hareket ediyor. Allah bu hakikati Kuran’da şöyle dile getirir: Yerlerde, göklerde ve ikisi arasında ne varsa hepsi Allah’ı tesbih eder. Yani bütün varlık alemi Allah’ın kendileri için belirlediği misyon ve vizyona uygun hareket eder; dal sarkar, kartal kalkar, ateş yakar, su akar, bütün varlık kendi lisanı haliyle secde eder, Allah’ın sünnetine boyun eğer.Araf Suresinde anlatılan da budur. Allah Ademoğullarının sulplerinden onların soylarını çıkartırken onları kendileri hakkında tanıklık etmeye çağırır. Yani insanın tohumuna, çekirdeğine, genlerine, DNA’sına onun vizyonunu ve misyonunu kodlar. Kuranda misak, sözleşme, ahit olarak isimlendirilen Allaha intisap vesikası işte... Devamı

09 07 2007

KABİR HAYATI

İslam kültürüne sonradan eklemlenmiş inançlardan biri de Kabir Hayatı'dır. Kesip attığın tırnakların, saçların nasıl artık sen değilsen öldükten sonra geride bıraktığın ceset de sen değilsin artık. "İnsan" başlıklı yazıda da ele aldığım gibi insan ölünce yok olur. Ona can veren, hayatiyetini devam ettiren Ruh tamamen Allah'a ait bir güç, kudret ve enerjiden ibarettir. Bu güç ve enerjinin Allah tarafından takdir edilmiş bir süresi vardır. Süresi biter ve insan yok olur. Ruh kıyamete kadar bir yerlerde insanın dirileceği anı beklemez. İnsanın fişi çekilmiştir ve hayat programları kapanmıştır. İnsan yok olmuştur. Topraktan ibaret ve yine topraktan beslenen beden geri ait olduğu yere defnedilir. Onun ölüp giden insanla hiç bir ilgisi kalmamıştır artık. Bu sebepten orada ceza çekmesi söz konusu değildir.Allah bu konuda Kuranda en küçük bir imada bile bulunmaz. Devamı

07 07 2007

YARATILIŞ

Allah hiç bir şeyi iki kere yaratmaz. Her türden bir adet yaratıp fotokopi ile çoğaltır gibi de çoğaltmaz. Yarattığı her bir şey orjinaldir. Yaratılan hiç bir insanın parmak izleri birbirene benzemez. Yaratılan her bir insanın bütün organları, gözleri, kulakları aynı yerdedir ancak hiçbir insan ötekine benzemez.Yaratılan hiç bir canlının göz rengi diğerinin aynı değildir. Allah küçücük bir alanda resim yapar. Her şeyin yeri aynı yerindedir, bununla birlikte hiçbir resim bir başka resimle aynı değildir. Ne parmaklar birbirine benzer, ne gözler, ne kulaklar ve ne de insanın kendisi. Devamı

06 07 2007

İNSAN

İnsan=Ruh+BedenBu formül eski Yunandan kültürümüze geçmiş bir galatı meşhurdur.Zira beden bizatihi insan değildir, ruh ise zaten Allah'a aittir. Pekala insan nerde?Beden topraktan yaratılmıştır. Bir bilgisayarın donanımı ne ise işte topraktan yaratılan cisim odur. Bir CD üzerinde renkleri ve sesleri nasıl gösteremez isek, beden üzerindeki insanı da öyle gösteremeyiz. Bedenin en küçük kan hücresinden tutun da beyindeki gri lopçuklara varıncaya kadar nereye bakarsanız bakın, insanı bulamazsınız orada.Ruh ise bilgisayarı çalıştıran elektrik gibi, insanın beden üzerinde işlevini ve hayatiyetini devam ettiren tamamen Allah'a ait bir güç, kudret ve enerjinin adıdır. İnsan ile veya insanlık ile hiç bir ilgi ve alakası yoktur.O halde insan nedir? O bir cevherdir, Kuran dilinde o "Nefs"dir. Maddi varlığı yoktur. Bilim adamları kromozomlarımızda otuzbeş milyar civarında şifrelerin ve kodların olduğunu söylerler. İşte insan bu kodlar ve şifrelerden ibarettir. Her insan farklı bir şifreye ve dolayısıyla yaratılışa sahiptir. Beden üzerine kodlanmıştır. Bu kodlar Allah'ın verdiği Ruh enerjisi ile harekete geçer. Bir cep telefonundaki kontör ya da batarya gücü ne ise insandaki Ruh gücü de böyledir. Belli bir zamanı vardır. Bu güç biter ve bütün şifreler yok olur. İnsan ölür. Kuran litaratüründe موت/Mevt yani ölüm olarak geçen kelime, yokluk ifade eder. Kıyamet günü Allah yoktan nasıl var ettiyse yine aynı şekilde insanı yeniden diriltecek ve ebedi hayat başlayacak.İnsan ayrı bir varlık, nefs de insanı kötülüğe sevkeden ayrı bir varlık değildir. Nefs bizatihi insanın kendisidir. Nefs ile mücadele, insanın kendi kendisi ile mücadelesi demek.Onu kendisine halife olarak yaratan Allah,... Devamı