Anaların ve babaların evlatları üzerinde hakları vardır. Kutsal kitabımız Kur’an onlara kötü davranmayı bırakın üf demeyi bile yasaklar. Ancak unutulan bir husus var. Analık ve babalık öyle basit bir iş değildir. Sadece biyolojik olarak çocuğun doğumuna sebep olacak o malum eylemi gerçekleştirmek ebeveyn olmaya yeter mi? Diyelim ki çocuk dünyaya geldi, yaşayabilmesi için bir dizi işe ve gayrete ihtiyacı var; şimdi sormak lazım, çocuğun hayatiyetini devam ettirebilmesi için gerekli olan iş ve çabalar çocuğu ana ve babasına borçlu kılar mı? Borçlu kılmaz çünkü bu iş ve çabalar çocuğun ana ve babasından alacağını tahsil kabilinden gerçekleşen şeylerdir. Yani ana baba aslında fazladan bir şey yapmıyor, borçlarını ödüyor. Çünkü o yavru dünyaya gelmek için onlara dilekçe yazmadı, üstelik doğmadan önce kendisine sorulsaydı ve seçim hakkı olsaydı belki de onları ana baba olarak bile seçmeyecekti. Eğer bir ana baba dünyaya gelmesine vesile olduğu çocuğunu başına gelen en güzel şey olarak görmez de bir an önce kurtulmayı umut ettiği bir baş belası olarak görürse saygıyı hak eden bir ana baba olmayı hak eder mi? Bir ana baba düşünün ki; Besleme ve büyütme adına verebileceğinin en asgarisini veriyor. Sadece çocuklarının hayatta kalabileceği zaruri ihtiyaçlarını karşılıyor, kendisi sofrada mide ağrılarını bahane ederek haşlamalar kavurmalar yiyor, çocuklarına ot çöp yediriyor. Bu adaletsiz yiyecek paylaşımını hayvanlar bile yapmıyor. Çocuğunu bir insan ve ailenin herhangi bir ferdi olarak görmek yerine ona gözden çıkardığı, istediği gibi tasarrufta bulunabileceği özel eşyaları gibi davranıyor. Boğazından geçirdiği her lokmaya karşılık onurunu ve kişiliğini alıyor. Her fırsatta aşağılayıp değersiz eşyaları gibi elinin tersiyle itiyor. Takdir görmek için çevresine gösterdiği iltifat, lütuf ve ikramların kırkta birini bile çocuklarından esirgiyor, hatta etrafındaki insanlara karşı içinde hissettiği küçüklük kompleksinin acısını kendi çocuklarından çıkarıyor, dışarıda kaybettiği iktidarını bulmak için kendi öz çocuklarını aşağılıyor, onlar üzerinde korku temelli bir otorite kuruyor. Bütün bunlara rağmen, her şeye rağmen, hayata tutunabilmek için ana babasına muhtaç olan çocuk, kendini güvende hissetmek içgüdüsüyle sürekli onlara sokulmak için fırsat kolluyor ama kendisine rahatsızlık veren sineği kovar gibi anası babası tarafından ellerinin tersiyle bir kenara savruluyor. Bu insanların çocuklarının ana babasına karşı hissettikleri tek şey korku ve tam bir itaat duygusudur. Kendi ayakları üzerinde durabilmeyi başardıkları zaman da sürekli kaçmak ve uzaklaşmak isterler. Ana babaya saygıyı bilmezler çünkü onlardan bunu hiç görmediler, aile içinde böyle bir duyguyla hiç tanışmadılar. Ana babaya sevgi hissetmezler çünkü onlardan hiç sevgi görmediler. Başlarının okşanması gibi, yanaklarının makaslanması gibi, sevilip şımartılmak gibi, arada bir naz yapıp mızmızlanmak gibi hatıraları hiç olmadı. Ana babalarının kendilerini uykuda sevdiklerini bile duymadılar başkalarından. Tam tersi gördükleri insanlık dışı muamele karşısında ana babalarına düşman değiller belki ama onlara karşı sevgi hissi de duyamıyorlar işte. Çocuğun iradesiyle ortaya çıkan zaman içinde tasarlanmış bir sonuç değil ki bu, tamamen yaşadıklarının onda bıraktığı isteğe bağlı olmayan, kesinlikle çocuğun sorumlu tutulamayacağı kaçınılmaz bir sonuç.
Şimdi Allah için dosdoğru bir düşünün bakalım...
Böyle bir ana baba saygıyı hak ediyor mu? Bu insanların yaptığı analık babalık mı? Kutsal kitapta kendilerine saygı istenen analar ve babalar bunlar mı? Böyle analar babalar hangi yüzle çocuklarından saygı isterler, hangi yüzle bayramlarda ellerinin öpülmelerini beklerler. Şimdi söyleyin bakalım kimin kimde hakkı var? Çocukları için yaptıklarını bir borcu öder gibi mecburiyetten değil de candan ve gönülden yapan ana babalara selam olsun. Parası yoktur, imkânı yoktur ama sevgisi vardır, oyuncak alamıyordur ama birlikte oynuyordur, her şeyi yediremiyordur ama sevgisiyle ve şefkatiyle sarıp sarmalayıp merhametiyle büyütüyordur… Allah’ına kurban onların… Onlara üf ne demek, onları göremediği günlere of çeker insan… Onların hakkı gerçekten ödenmez. Çünkü sevgi şefkat ve merhamet hiçbir ölçüye sığmaz. Onun değerini ancak Allah takdir edebilir.
|